31 yaşındayım. O gün ofisten erken çıkmıştım. Toplantılar bitmiş, mail kutusu sessizliğe gömülmüştü. Evde kimse yoktu. Pencereden dışarı baktığımda gökyüzü ağırlaşmış, yağmur başlamak üzereydi. Mutfakta kahve demlerken kapı zili çaldı.
Açtığımda karşımda Ayşe duruyordu. Aynı binada oturan, ara sıra asansörde selamlaştığımız kadın. Elinde ıslak bir şemsiye, saçları omuzlarına yapışmış. “Elektrik kesildi, telefonum da bitmek üzere… Bir süre oturabilir miyim?” dedi. Sesinde yorgunluk vardı. İçeri aldım.
Ayşe 29 yaşındaydı. Kısa saçlı, keskin çeneli, gözleri her zaman biraz dalgın bakardı. Kanepeye oturdu. Ben mutfaktan iki kupa getirirken yağmur camlara vurmaya başladı. Konuşmaya başladık. İşten, yalnız yaşamaktan, bazen geceleri pencereden dışarı bakmaktan. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadık.
Bir ara sustuk. Yağmur sesi odayı dolduruyordu. Ayşe bana baktı. Bakışında soru vardı. Ben de ona baktım. Elini uzattı, parmak uçlarımı tuttu. Sıcak ve hafif nemliydi. Çekmedim. Yavaşça yaklaştı. Dudaklarımız değdi.
Öpüşme yavaş başladı. Önce sadece dudaklar, sonra dil. Ayşe’nin nefesi boynuma indi. Elleri bluzumun düğmelerini çözdü. Ben de onun tişörtünü çıkardım. Göğüsleri küçük ve dikti. Avuçlarımla kavradım, başparmaklarımla uçlarını yokladım. İnledi. Sesini duyunca içimde bir şey çözüldü.
Yatak odasına geçtik. Perdeleri çekmedim. Yağmurun gölgesi duvarlarda dans ediyordu. Üstümüzü tamamen çıkardık. Ayşe beni yatağa yatırdı. Dizlerinin üzerine çöküp göğüslerime eğildi. Dilini meme uçlarımda gezdirdi, emdi, hafif dişledi. Ellerim saçlarına gömüldü. Bacaklarımı açtım. Ayşe parmaklarını yavaşça arama indirdi. Islaktım. Bir parmağını içeri soktu, sonra ikinciyi. Ritim tuttu. Başparmağı klitorisime baskı yaptı.
“Daha…” dedim. Ayşe gülümsedi, başını indirdi. Dilini parmaklarının yanına koydu. Yaladı, emdi, döndürdü. Kalçam yükseldi. Bir eliyle belimi tuttu, diğer eliyle daha derin girdi. Gözlerimi kapadım. Yağmur sesi, onun nefesi, kendi iniltilerim iç içe geçti.
Pozisyon değiştirdik. Ben üstüne çıktım. Bacaklarımı onun omuzlarına koydum. Kendi ağırlığımla oturdum. Ayşe dilini içeri doğru itti, burun kemiği klitorisime sürtündü. Ellerimle başını tuttum, ritmi kendim belirledim. Daha hızlı, daha baskılı. Ayşe’nin elleri kalçalarımı sıktı. Tırnakları tenime battı.
Bir süre sonra yan yattık. Bacaklarımızı birbirine doladık. Parmaklarımızı karşılıklı soktuk. Aynı anda hareket ettik. Göz göze bakıyorduk. Ayşe’nin gözleri buğulanmıştı. Ben de. Tempo arttı. Nefesler kesik kesik çıktı. “Şimdi” dedim. O da başını salladı. Birlikte geldik. Kasılmalar peş peşe geldi. Bacaklarım titredi, Ayşe’nin parmakları içimde kaldı.
Birkaç dakika kıpırdamadan yattık. Ter kokuyorduk. Ayşe elini göğsüme koydu, kalp atışımı dinledi. Yağmur dinmek bilmiyordu. Sonra yavaşça kalktık. Banyoya girdik. Duşun altında birbirimizi yıkadık. Sabun köpüğü vücutlarımızda kaydı. Tekrar öpüştük, bu sefer daha yumuşak, daha uzun.
Havluyla kurulandıktan sonra yatağa döndük. Ayşe sırtımı sardı, göğsüme yaslandı. Konuşmadık. Sadece nefes aldık. Sabaha karşı yağmur kesildi. Pencereden gri bir ışık süzüldü. Ayşe hâlâ yanımdaydı. Gözlerini açtı, bana baktı. Hiçbir şey söylemeden gülümsedi.
O sabah hiçbir şey abartılı değildi. Sadece iki kadın, yağmurlu bir gece, ıslak saçlar, sıcak ten ve uzun süre unutulmayan bir yakınlık.

Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazabilirsiniz.
Yorum yapmak için giriş yapın.