18 yaşındayım. Lise son sınıf. Okul zili çaldığında koridorlar bir anda boşaldı. Çantamı omzuma attım, bahçeye indim. Hava sıcaktı, bahar kokuyordu. Çınar ağacının dibinde bekliyordum. Biraz sonra Ece geldi.
Ece de 18. Aynı sınıftaydık ama pek konuşmazdık. Sessiz, uzun saçlı, gözleri her zaman biraz uzak bakardı. O gün yanına yaklaştı. “Kütüphaneye gidecektim ama kapalı… Senin evin yakın değil mi?” dedi. Başımı salladım. Birlikte yürüdük.
Ev boştu. Annem ve babam işteydi. Kapıyı açtık, ayakkabılarımızı çıkardık. Mutfakta su içtik. Konuşmaya başladık. Sınavlardan, üniversite tercihlerinden, bazen geceleri uyuyamamaktan. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadık.
Bir ara sustuk. Oturma odasında kanepede oturuyorduk. Ece bana baktı. Bakışında soru vardı. Ben de ona baktım. Elini uzattı, parmaklarımı tuttu. Sıcaktı. Çekmedim. Yavaşça yaklaştı. Dudaklarımız değdi.
Öpüşme çekingen başladı. Önce sadece dudaklar, sonra dil. Ece’nin nefesi boynuma indi. Elleri tişörtümün altına girdi. Ben de onun bluzunu yavaşça çıkardım. Göğüsleri yumuşak ve sıcak geldi. Avuçlarımla kavradım. İnledi. Sesini duyunca içimde bir şey kıpırdadı.
Yatak odama geçtik. Perdeyi yarım çektik. Işık loştu. Üstümüzü çıkardık. Ece beni yatağa yatırdı. Dizlerinin üzerine çöküp göğsüme eğildi. Dilini meme uçlarımda gezdirdi. Ellerim saçlarına gömüldü. Bacaklarımı açtım. Ece parmaklarını yavaşça arama indirdi. Islaktım. Bir parmağını içeri soktu, sonra ikinciyi. Ritim tuttu. Başparmağı klitorisime baskı yaptı.
“Daha yavaş…” dedim. Ece başını indirdi. Dilini parmaklarının yanına koydu. Yaladı, emdi, döndürdü. Kalçam yükseldi. Bir eliyle belimi tuttu. Gözlerimi kapadım. Dışarıdan kuş sesleri geliyordu, ama odada sadece bizim nefeslerimiz vardı.
Pozisyon değiştirdik. Ben üstüne çıktım. Bacaklarımı onun omuzlarına koydum. Kendi ağırlığımla oturdum. Ece dilini içeri doğru itti. Ellerimle başını tuttum, ritmi kendim belirledim. Daha baskılı. Ece’nin elleri kalçalarımı sıktı.
Bir süre sonra yan yattık. Bacaklarımızı birbirine doladık. Parmaklarımızı karşılıklı soktuk. Aynı anda hareket ettik. Göz göze bakıyorduk. Ece’nin gözleri buğulanmıştı. Tempo arttı. Nefesler kesik kesik çıktı. “Şimdi” dedim. O da başını salladı. Birlikte geldik. Kasılmalar peş peşe geldi. Bacaklarım titredi.
Birkaç dakika kıpırdamadan yattık. Ter kokuyorduk. Ece elini göğsüme koydu. Konuşmadık. Sadece nefes aldık. Sonra yavaşça kalktık. Banyoya girdik. Musluğu açtık, birbirimizi yıkadık. Sabun köpüğü kaydı. Tekrar öpüştük, bu sefer daha yumuşak.
Havluyla kurulandıktan sonra odama döndük. Ece tişörtümü giydi, ben onun bluzunu. Yatağın kenarına oturduk. Pencereden dışarı baktık. Okul çantalarımız yerde duruyordu.
O öğleden sonra hiçbir şey abartılı değildi. Sadece iki 18 yaşında kız, boş bir ev, sıcak bir bahar günü ve uzun süre unutulmayan bir yakınlık.
Hâlâ yatağın kenarında oturuyorduk. Ece’nin saçları dağınık, yanakları hafif kızarmıştı. Tişörtümün içinde omuzları görünüyordu. Ben de onun bluzunu giymiştim; kumaş hâlâ onun kokusunu taşıyordu. Pencereden süzülen ışık yere düşüyordu. Hiçbirimiz acele etmiyorduk.
Ece birden elini uzattı, parmaklarını saçlarıma geçirdi. “Bir daha…” diye fısıldadı. Sesi kısılmıştı. Ben de aynı şeyi istiyordum. Yatağa geri yattık. Bu sefer daha yavaş, daha bilinçliydik. İlk seferdeki telaş yoktu.
Ece üstüme çıktı. Göğüslerini yüzüme yaklaştırdı. Dilimi uçlarına götürdüm, yavaş yavaş emdim. Elleri belime sarıldı. Sonra kaydı, karnımdan aşağı indi. Bacaklarımı iki yana açtı. Bu sefer dilini daha uzun tuttu. Klitorisimi yaladı, emdi, arada parmaklarını da ekledi. İçeride kıvrılarak hareket ettirdi. Kalçam yatağa gömüldü. Ellerimle çarşafı sıktım.
“Durma…” dedim. Ece dinledi. Tempo tuttu. Bir eliyle göğsümü kavradı, diğer eliyle daha derin girdi. Üçüncü parmağını da eklediğinde nefesim kesildi. Dolu hissettim. Dilini de bırakmadı. Her yalamada biraz daha yükseğe çıkıyordum.
Ben de onu çektim. Yer değiştirdik. Bu sefer ben onun bacakları arasındaydım. Ece’nin klitorisi şişmişti. Dilimi bastırdım, dairesel hareketlerle yaladım. Parmaklarımı içeri soktum. İki, sonra üç. Ece’nin kalçası yükseldi. Elleri saçlarımı tuttu, ritmi kendisi verdi. “Orası… orası” diye mırıldandı. Daha baskılı yaladım. Ece’nin bacakları titremeye başladı.
Birlikte geldik yine. Bu sefer daha uzun sürdü. Ece’nin iniltisi boğuk çıktı, benimki de. Kasılmalar peş peşe geldi. Parmaklarım hâlâ içindeyken o da benimkileri sıktı. Bir süre öyle kaldık. Nefeslerimiz yavaş yavaş düzeldi.
Sonra yan yana uzandık. Ece başını göğsüme yasladı. Terimiz kurumuştu ama tenimiz hâlâ sıcaktı. Parmaklarımı saçlarında gezdirdim. Dışarıdan çocuk sesleri geliyordu; mahallede top oynuyorlardı. Biz ise odanın içinde, yarı çıplak, sessizce yatıyorduk.
Ece bir ara kalktı, çantasından telefonunu çıkardı. “Annem mesaj atmış… birazdan gelebilirim” dedi. Sesinde pişmanlık yoktu, sadece gerçeklik vardı. Ben de başımı salladım. Birlikte giyindik. Bu sefer yavaş yavaş. Bluzunu geri verdim, tişörtümü aldım. Aynanın önünde saçlarımızı düzelttik. Göz göze geldik. Ece gülümsedi. Ben de.
Kapıya kadar birlikte yürüdük. Ayakkabılarını giyerken eğildi, boynumu öptü. Kısa, yumuşak bir öpücük. Sonra kapıyı açtı ve çıktı. Merdivenlerden inen adımlarını duydum.
Kapıyı kapattıktan sonra odaya döndüm. Yatağın dağınık hâli hâlâ duruyordu. Çarşaflar buruşmuş, yastıklar kaymıştı. Pencereden içeri esen rüzgâr perdeleri hafifçe oynatıyordu. Yatağa oturdum. Ece’nin kokusu hâlâ odada asılıydı.
O öğleden sonra iki kez birbirimize dokunmuştuk. İkisi de aceleci değildi, ikisi de utangaç değildi. Sadece 18 yaşında iki kız, boş bir ev ve kimsenin bilmediği bir öğleden sonra. Hiçbir şey abartılı değildi. Sadece ten, nefes ve uzun süre unutulmayacak bir yakınlık.

Yorumlar (0)
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazabilirsiniz.
Yorum yapmak için giriş yapın.