Benim adım Burak. 32 yaşındayım. İstanbul’da kendi işimi yapıyorum. Anlatacağım olay yaklaşık iki yıl önce yaşandı. O dönem hayatım oldukça sıradandı. İş, ev, arkadaşlarla geçirilen birkaç saat ve birbirinin aynısı hafta sonları…

Ta ki Ece’yle tanışana kadar.

Ece 26 yaşındaydı. Omuzlarına dökülen kestane saçları, iri kahverengi gözleri ve konuşurken hafifçe kızaran yanakları vardı. Bir arkadaşımın doğum günü partisinde tanışmıştık.

O akşam herkes yüksek sesle konuşurken Ece balkonun bir köşesinde tek başına duruyordu.

Yanına gidip, “Kalabalıktan mı kaçtın?” diye sordum.

Gülümseyerek, “Biraz. Sen de mi?” dedi.

“Ben aslında seni merak ettim.”

Yüzü kızardı. İşte o an, aramızda güzel bir şeylerin başlayabileceğini hissettim.

İlk Buluşmamız

Tanışmamızın üzerinden bir hafta geçmişti. Ece’yi akşam yemeğine davet ettim. Kadıköy’de küçük, sakin bir restoran seçmiştim.

Üzerinde lacivert bir elbise vardı. Saçlarını açık bırakmış, hafif bir makyaj yapmıştı.

Masaya oturduğumuzda biraz heyecanlı olduğunu fark ettim.

“Rahat ol,” dedim. “Sınava gelmedin.”

Gülmeye başladı.

“Biliyorum ama uzun zamandır biriyle böyle buluşmamıştım.”

O gece saatlerce konuştuk. Üniversite yıllarından, ailelerimizden, sevdiğimiz filmlerden bahsettik.

Ece’nin en sevdiğim özelliği içtenliğiydi. Hoşuna gitmeyen bir şeye gülümsemek zorunda hissetmiyor, merak ettiği konuları doğrudan soruyordu.

Restorandan çıktığımızda yağmur başlamıştı.

Arabaya kadar koşarken elimi tuttu.

O küçücük hareket bile beni heyecanlandırmaya yetmişti.

Ece’nin Bana Anlattığı Sır

İlişkimizin ikinci ayında bir akşam evimde film izliyorduk.

Ece başını omzuma yaslamıştı. Bir süre sonra televizyonun sesini kıstı.

“Burak, sana bir şey söylemek istiyorum.”

“Dinliyorum.”

“Ben daha önce kimseyle birlikte olmadım.”

Bana bakarken biraz tedirgindi.

Elini tuttum.

“Bunu söylemek senin için zor muydu?”

Başını salladı.

“Biraz. Nasıl karşılayacağını bilmiyordum.”

“Ece, geçmişin ya da deneyimin benim sana bakışımı değiştirmez.”

Derin bir nefes aldı.

“Bunu duymaya ihtiyacım vardı.”

O akşam konuyu daha fazla zorlamadım. Çünkü onun benim yanımda rahat hissetmesi, herhangi bir yakınlaşmadan çok daha önemliydi.

Unutamadığım Cumartesi

Birkaç hafta sonra Ece hafta sonunu birlikte geçirmek istediğini söyledi.

Cumartesi akşamı evime geldiğinde elinde küçük bir çanta vardı.

“Bu gece gitmek için acelem yok,” dedi gülümseyerek.

Birlikte yemek yaptık. Mutfakta müzik açtık, dans ettik, bol bol güldük.

Yemekten sonra balkona çıktık. İstanbul’un ışıkları uzakta parlıyordu.

Ece yanıma yaklaştı.

“Burak, senin yanında kendimi güvende hissediyorum.”

Ona sarıldım.

Bir süre konuşmadan öylece kaldık.

Sonra başını kaldırıp beni öptü.

Bu kez ilk öpücüğümüzdeki çekingenlik yoktu. Birbirimizi daha iyi tanıyor, ne hissettiğimizi daha rahat ifade edebiliyorduk.

Ece kulağıma, “Biraz heyecanlıyım,” diye fısıldadı.

“Hiçbir şey için acelemiz yok,” dedim.

Gülümsedi.

“Biliyorum.”

O gece birbirimize daha önce hiç olmadığı kadar yakın hissettik. Korkularımızı, beklentilerimizi ve sınırlarımızı açıkça konuştuk. Her adımda birbirimizin rahatlığını önemsedik.

Gecenin geri kalanını ise yalnızca ikimize ait bıraktık.

Ertesi Sabah

Sabah uyandığımda Ece pencerenin önünde duruyordu.

Üzerinde benim gri sweatshirt’üm vardı. Saçları dağılmıştı.

“Günaydın,” dedim.

Dönüp gülümsedi.

“Günaydın.”

Yanına gittim.

“Ne düşünüyorsun?”

“Dün geceyi.”

“Pişman mısın?”

Başını iki yana salladı.

“Hayır. Sadece uzun zamandır kafamda büyüttüğüm bir şeyin aslında güvenmekle ne kadar ilgili olduğunu düşünüyorum.”

Elini tuttum.

“Önemli olan kendini iyi hissetmen.”

Başını omzuma yasladı.

Bir süre pencereden dışarı baktık.

Sonra aniden gülmeye başladı.

“Bir de sana bir şey söyleyeceğim.”

“Neymiş?”

“Çok kötü horluyorsun.”

İkimiz de kahkahalarla güldük.

Aradan Geçen Zaman

Ece’yle ilişkimiz daha sonra da devam etti. Elbette tartıştığımız, birbirimizi anlamakta zorlandığımız zamanlar oldu.

Ama o geceyi ikimiz de unutmadık.

Benim için unutulmaz olmasının nedeni yalnızca aramızdaki romantik yakınlık değildi. Ece’nin bana duyduğu güveni açıkça ifade etmesi ve ikimizin de birbirimize karşı dürüst davranabilmesiydi.

Yıllar sonra bile o cumartesi akşamını düşündüğümde aklıma önce balkonumuzdaki konuşma, sonra Ece’nin gülümsemesi geliyor.

Çünkü bazen bir insanın hayatında iz bırakan ilk deneyim, yaşanan olayın kendisinden çok, o an yanında kimin olduğuyla ilgilidir.